Bursaspor... “Ölmeye, ölmeye, ölmeye geldik!” Hep böyle bağırdı Bursaspor komandoları geçen yıl belki takımlarını gaza getirirler de, bir çok yenilgiler arasında bir yengi alırlar, onlar da şöyle ağız tadıyla bir “vur-patlasın, çal oynasın!” eğlenirlerdi hani. Takım nasılsa lig şampiyonluğuna oynamıyordu; aynı durumdaki diğer gariban illerin yerel ileri gelenlerinin çöreklendiği yönetimler, temelde iş ilişkilerinin kolaylaştırılması için bir reklam aracı olarak görüyorlardı bu gösteri sektörünü. Bizlere de: “Ölmeye,ölmeye, ölmeye!” gelmek kalıyordu stadlara.
Fabrikalara gidip, kahrolsun “üç otuz paraya” ölmeye çoktan razı da olsak, ne yaparsın ki çarkı felek bizden yana değildi. Herkese iş yoktu. Hatta iş artık aslan denilen yaratığın ağzında değil, kuyruğunun! altındaydı. El attın mıydı da huylanıyordu garip. Çalışırken ölmek şansımız çok azalınca da, bize ille de “ölmeye!” gidilecek bir yerler lâzımdı. Karayollarında trafik kazalarında özel otolarda “ölmek” zengin işiydi. Uçak yada Özel araç, zaman denilen en değerli kazanımı sağlayarak çok önemli bir artık değeri yaratıyor, bu kazanç için karayollarında telef olma ihtimalini göze alıyordu zenginler. Batı ülkelerinde karayollarında dolaşması olanaksız çok eski model araç ve kamyon, ışıksız, işaretsiz köy araçları “ölmeye” karayollarına gelmiş diğer garibanların “ölüm” konusunda bir tür eşitlik kazandıkları alanlar olarak ülkemiz insanlarının oluşturduğu uygarlığın “eşitlik!” anlayışı oluyordu. Son zamanlarda buna gariban, bakımsız; “koministlerin sevdiği” tren yolları da eklendi.
İşte bu anlayışlarla “statları” doldurduk geçen yıl ve “ölmeye, ölmeye, ölmeye geldik!” diye doldurduk statları. Lig bitti, kendimizi ikinci ligde bulunca da yorumlar başladı: “Bu bir ölüm değildi!” “Bursaspor bir kazaya uğramıştı! Haluk Ulusoy Federasyonu taraflıydı! Lazdı. Lazları tutmuştu! Karadeniz takımları birbiriyle halvet olmuştu!” Hep beraber anlamıştık ki; bu bir ölüm değildi ve her ne kadar bir ölüm olmasa da biz Bursa olarak, tıpkı kendi küllerinden kendini yaratan Asurlu Fhoneix kuşu gibi İkinci Lig A klasmanından şampiyon olarak Birinci Lige çıkardık. Bu arada Süper Lig demek hayli fiyakalı oluyor! Süperman bir “insanüstü adam”; Amerikan hayali, çizgi kahramanına ait giysiler Türk çocukları için vitrinlerde satılırken, nedense çok az bir çevrenin dışında 635 yıldır Edirne Kırkpınar Pehlivan güreşlerinin gelenekselliğine karşın son baş pehlivanın adını kimse bilmez ve de O güzel insanın figür yada kısbetinin benzerleri üretilip de alıcı bulamaz Türk pazarında! Oysa Sultan Orhan’ın kardeşi Süleyman Şah zamanındandır söylen: Kırk yiğit gelmiş, o alanda çarpışa çarpışa şehit olmuş. Her şehidin naşının bulunduğu yerden bir pınar fışkırmış. O yere şimdi o nedenle “Kırkpınar” deniyor. O aziz insanları anmak içindir o geleneksel güreşler.
Hayır varsa “foot-ball” yani; yoksa “ayak topu.” Ne üretir bu sektör? Yani tarlaya bir çiğnik buğday ekersin, işte verimine göre onbeş-yirmi çiğnik alırsın. Buğdayın artmıştır. Stada gider “ölmeye, ölmeye, ölmeye!” bağırırsın; cebindeki üç kuruş gider, artmaz. Ağız dolusu küfürle hakemin cinsiyeti hakkında kanaatını! bildirdikten sonra işsizliğin acı gerçeğini bir süre için olsun unutursun. Hafta başı gelmiş ve “Her şey bana seni hatırlatıyor!” şarkısında olduğu gibi, işsizlik hafta sonuna kadar sırtında bir bıçak gibi. Hafta sonu hadi bakalım; “Ölmeye”...
Diyelim ki “A” takımı 3 gol atmış ve “B” takımı da 2 gol kaydetmiş. Matematiksel olarak bir toplama ve eşitleme yaparsak sonuçta bir artık değer üretilmemiş, toplumun zenginleşmesi yada iş bulması konusunda bir adım atılmamıştır. Çünkü A3+B2=5=B2+A3=0. Bu denli açık bir matematik denklemi. Artık değer kocaman bir sıfırdır. Öyleyse bu sıfır için nedir bu gulgule? Medyanın gücüyle, Roma’dan beri süren “arenanın” halk üzerindeki etkisinden bir takım yönetsel merkezlerin denetimden kurtulmalarını ve dokunulmazlıklarını sağlamak üzere, geçmiş lâdunî dönemlerin idol (ongun, şimdi logo diyorlar) belleğimizdeki kadîm iz ve izlerin çağrışımlarının kullanılmasından başka bir şey değildir yapılan.
Başkan Hikmet Şahin’in Basın ve Halkla İlişkileri bana internet postası göndermiş: “Bursaspor, Bilenser döneminden kalan yabancı futbolcu alacakları nedeniyle FİFA Disiplin Komitesi’nin 6 puan silme cezasıyla karşı karşıya kalırken, Bursaspor Başkanı Hikmet Şahin, ortaya çıkan faturadan eski yöneticileri sorumlu tuttu.
2002- 2003 sezonunda, Erdoğan Bilenser’in başkanlığı döneminde iki yıllığına anlaşılan, ancak bir sezonun sonunda takımdan gönderilen yabancı futbolcular Bulat (Hırvat), Mirza (Boşnak) ve Franja’nın (Hırvat), alacaklarının ödenmemesi üzerine Bursaspor’u FİFA’ya şikayet ettiğini ve sonuçta FİFA Disiplin Kurulu’nun futbolcuları haklı görerek Bursaspor’u cezalandırdığını kaydeden Şahin, “Bursaspor, FİFA’nın ilk dosya olarak incelediği Franja’nın alacaklarını 24 Ağustos’a kadar ödemezse 6 puandan olabilir. Bulat ve Mirza’nın alacakları için de 4 Eylül’e kadar süre tanındı. Bunlar için de Bursaspor’a ayrı ceza verilebilir” diye konuştu.
“Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal!” dedikleri durum yani. Başkan Şahin’de sakal yok, O da aşağı tükürmeyi! tercih etmiş haklı olarak. Ama 300 bin doları kim verecek de borcu temizleyecek? Bursagaz’ı sponsor yaparsın, iş bitmez. Golcü Okan’ı da Ankaragücü’ne satarsın, olur biter bu iş.
Yerel Yönetimler Yasasının veto edilen bölümleri nasılsa İktidar çoğunluğu sayesinde tekrar yasalaşır, Başkan Şahin de bu işten yakasını kurtarır.
Biz garibanlar da statlarda bağırırız gene: “Ölmeye, ölmeye, ölmeye geldik!” Elbette ağız tadıyla ölemediğimiz bir mevsim sonunda İkinci Lig A klasmanında kalmayı “Ölüm değil ya, seneye!” diyerek, ama artık hiç değilse şampiyonluğa oynama hırsını kazanmış olarak devam ederiz.
15.08.2004 00:00:40, Tankut Sözeri
Bu yazı 3367
kez okunmuştur.
Sitedeki yazılardan yazarların kendisi sorumludur; site yönetimi
yazılardan sorumlu tutulamaz.
Bursaspor için internet üzerinde hazırlanmış ilk
internet sitesi "Bursaspor. net" Grup ÇEYNÇ Tarafından
Hazırlanmaktadır...
Sitenin alt yapısı ve yazılımı Profornet tarafından
sağlanmaktadır.